Ömer Faruk KIZILKAYA / 24 NİSAN ERMENİ OLAYLARI ÜZERİNE…

15.05.2026 · haber botu

Ömer Faruk KIZILKAYA


Cihan Harbi’ne girdikten sonra Çanakkale’sinden Kafkasya’sına, Suriye’sinden Galiçya’sına kadar birçok cephede savaşırken içeride de Ermenilerin taşkınlıkları ve isyanları ile uğraşan Osmanlı Hükumeti, Ermeni olaylarını başlatan sözde aydın çetebaşlarını tutukladı, Ermeni halkını da Osmanlı toprakları içerisinde zorunlu göçe tabi tuttu. Bu da Osmanlı Devleti’nin en son çareyi uygulamaya geçirmesinden başka bir şey değildi. 

Mallarını, topraklarını satan ve mal varlıkları ile yola çıkarak Suriye tarafına giden Ermeni kafilesinin ilkine Diyarbakır taraflarında eşkıyalar tarafından bir saldırı olmuş, devlet de tedbirleri artırarak diğer kafilelerde benzer olayların yaşanmaması için gerekli çalışmaları yapmıştı. İlk kafilede yol şartları, salgın hastalık, eşkıya baskınları gibi sebeplerle hayatını kaybeden Ermeniler oldu ama onların iddia ettikleri gibi göçe çıkarıp yolda askeri üstlerine salarak toplu öldürme olayı hiçbir şekilde yaşanmadı. Yukarıda belirttiğim gibi sonraki kafilelerde saldırı olmaması için azami önlem alındı. Dolayısıyla bir buçuk milyon Ermeni’nin o dönemde yok edilmesi, büyük bir iftiradan başka bir şey değildir. 

Olayın bir de tehcire gitmemek için “Müslüman olduk.” diyerek kimlik değiştirilmesi boyutu vardır ki bizi asıl ilgilendiren kısım burasıdır. Daha sonraki dönemlerde çıkan isyanlarda ve günümüzde yaşanan PKK olaylarında aslında kripto Ermenilerin (Yok edildiği iddia edilen ama aslında kimlik değişerek aramızda yaşayan Ermenilerin) parmağı olduğunu herkes bilmektedir. Ermeniler, şu an Türkiye’de (doğal olarak Erzurum’da da) kendi kimliklerini saklayarak hayatlarına devam etmektedirler. Devletimiz de bu kişileri, onların mensubu oldukları aileleri, ne iş yaptıklarını vb. bilmektedir. Ancak Anayasa’mızın 66. maddesi gereği (Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür.) her vatandaşımızı eşit tuttuğu için ne kimliklerini açığa vuruyor ne de onlara negatif bir ayrımcılık yapıyor. Nitekim bunun bir ispatı olarak Adile Naşit, Sami Hazinses, Kenan Pars, Vahi Öz, Nubar Terziyan gibi sinema sanatçılarımızı keyifle izledik; Coşkun Sabah, Rober Hatemo, Hayko Çepkin, Asu Maralman gibi sanatçıları da aynı keyifle dinledik, dinlemeye de devam ediyoruz. Ara Güler’in fotoğraflarını da aynı keyifle inceledik ve dünyadaki başarılarıyla gururlandık. Buna karşın Ermenistan’da yaşayan Türk sanatçı var mı, diye araştırdığımda hiçbir sonuç bulamadım. Bu da hoşgörü ikliminin hangi ülkede yaşandığının en güzel örneği olsa gerek. İran’a yaptığı operasyonlardan sonra alımını alan ABD Başkanı, bu sene konuyu hiç açmazken ne olduysa New York Belediye Başkanı, Ermeni meselesini gündeme getirdi. Ermenilerin ABD’de ne kadar büyük bir lobiye sahip olduğunu biliyoruz. ABD başkanlığına soyunan herkes de bu lobiyi arkasına almak için saçma sapan açıklamalar yapıyor. Bu şahsın da ileride aday olacağını tahmin ediyorum. Buna karşılık Ermenistan Başbakanı Paşinyan, Ermenistan’ın ilk başbakanı Ovannes Kaçaznuni’nin 1923 yılında Brüksel’deki Taşnaksutyun Toplantısı’nda belirttiği “Biz, emperyalis devletlerin yalanlarına kandık ve ciddi hatalar yaptık. Tehcir doğru bir karardı. Bu partinin adı çok kirlendi. Bu partiyi lağvedip daha ılımlı ve yeni bir partiyle yola devam etmeli, Türkiye ile ilişkilerimizi düzeltmeliyiz.” şeklindeki yaklaşımını hayata geçiriyor gibi görünüyor. Akıllı bir devlet adamının yapacağı radikal ama cesur bir yaklaşım sergileyen Paşinyan’ın konjonktür gereği “büyük felaket” ifadesini sıkça kullanması dikkatimizi çekerken bayrağımızı yakanlara tepki gösterip kınaması ve bunu “provokasyon” olarak nitelendirmesi önemlidir. 24 Nisan günü Yanıkdere Şehitliği’ndeydik ve şehitliğin bulunduğu alanın görüntüsü bizleri üzdü. Şehir kimliğini korumak ve yaşatmak için anıtsal alanların korunması ve yaşatılması gerekmektedir. Maalesef belediyelerimizin bu misyondan haberlerinin bile olmadığını görmekteyiz. Erzurum’da körelen milli bilincin tekrar canlandırılabilmesi için anıtsal alanların canlandırılmasının gerektiğiaşikârdır. Bana kalsa Amerikan Mektebi ve Amerikan Konsolosluğu binaları elden geçirilmeli ve anlamına uygun şekilde müze yapılmalı. Hatta Ermenilerin Erzurum gezilerinde videosunu çekip “Eski Taşnaksutyun Parti Binası” olarak açıklama yazdıkları Demirciler’deki kilisenin karşısında bulunan binanın (papazın evi) müzeye çevrilmesi, ilk ve ortaokul öğrencilerine her sene bu anıtsal alanlar gezdirilip en son bu binaya getirilerek “Ecdadımıza yapılan tüm o soykırımlar burada planlandı. Tarihinizi bilmeli ve her zaman tetikte olmalı, ülkenizin tekrar o duruma düşmemesi için işinizi en iyi şekilde yapmalısınız.” mesajı burada verilmelidir.